rss
email
twitter
facebook

7/24/2009

Sky is Broken


Bir parça nefes , bol şüphe ve ıssızlığın kendini kaybettiği bir sokakta.
Kalplerin işlevini yitirdiği bir yüzyıla yelken açarken, çok kötü yazılmış bir öykünün en masumane karakteri ! Dizlerimin üstüne yapışmış bir tutam korku ile oyalıyorum sahnemi.

Herkesin en iyiyi hak ettiği o şüphe götürmez post modernist yaklaşımların içinde kendimi neredeyse bir şey zannedecektim. Elleriyle gözleriyle top yekün kıytırık sözleriyle beni desteklemeye hazır bir kitle vardı peşimde. “Sen bundan daha iyisini hak ediyorsun.” “Aslında olman gereken yerin çok uzağındasın”

Öyle değil mi. Her zaman daha iyisini düşlemene sonsuz izin veren ama pratikte sana en dibini gösteren bir sistemle yaşıyorsun. Bak her şey senin için tüm bu kahramanlar, ışıklı odalar, parıltısında gözlerinin kamaşacağı bütün güzellikleri sunuyorum sana… 3…2…1
Gözlerini aç şimdi.


Neredeyiz?
Bir cevap bulamadım henüz.
Hiç bulamayacağın bir yerdesin çünkü.



Toplayın bu kirli yalnızlığınızı yanaklarımdan. Kesiklere değiyorsunuz çünkü . Gök ağırlaşırken herkes kendini çizer ,kendini okur karanlıkta. Boşuna katil aramayın küstahlığınıza. Dengesi yitik bir dünyanın ritmik olmaya çalışan canlıları. Bacaklarınız hep kayıptı.

Ben sıkıldım artık bu anlam yüklemeye çalıştığım ve her seferinde onu başka bir anlamsızlığa terk ettiğim durumdan. Bütün odalar aynı avluya açılıyor sonunda. Bir kaç tutam orospu içlenmesi , pezeveng kini ,çingene masumiyeti. Acılarımızı kutsadığımız aptal bir durum bu.

“Hiçbir aklın hiçbir eleştirisi insanı dogmatik uykusundan uyandırmayacaktır.”



Beni hala yaşatan tek şeyin “ şüphelerim” olduğunu anladığımda yanılmaya ne kadar hevesli olduğumu gördüm.

Gökyüzü burada kırıldı.

7/05/2009

Constantinople

El verildi incir ağaçları altında...
çalıkuşlarının ölümlerine aldırmayan bir orman şahlandı

Constantinople…
küçük bir kızın avucundaki damar.

Tılsım sürülürken küçük ellerine..
Koynuna bir yıldız haritası çizdi keşişler
constantinople..
yolun adındır.

Yolun adın
İlk hece gibi basarken toprağına
Uykusu kaçar zalimlerin
Yazılar silinir kitaplardan
Kaç anlamı daha kaybeder yüzün
Yerküre çatlatır ışığı

Constantinople
Çıplak bir karanlıktır

tersinden boğulur bütün gemiler
karaya vuran buruk bir öksürük
bulanık bir hışımla oyalarken kıyıları
and içilir kalplerde
Kan ve kül
Aydınlık ve karanlık
Toprak ve su
Aşk ve nefret
Ne kaldıysa bizden geri

Onu sana vereceğim.

Constantinople...
yolun adım.

Ateşi tekmelerken çocuklar
Belirsiz bir yorgunluğa bıçak kesildi
Ellerimden omuzları düştü kahramanların
Eşşizliğinde kayboldu yüzün
Sen o sözleri unuttun

Constantinople
Çıplak bir yalnızlık...


Kendi doğumunda karanlıkla kesilirken sancısı
İncir taneleri dağıldı rüzgarda
Kemiğinden yükseldi yine buhranın

Constantinople
Kendine tırmanan tek sarmaşık

Yolun adım.

7/01/2009

Kısa ve kıpırtısız.

kısa ve umutsuz bir avlu çizdim ben gövdeme
bacasız ve insansız

insan bazen bilemiyor , anlatamıyor da yitmişliğini
her gün biraz daha fazla basınçla kalbini ovalarken üstelik
gecekörü , kötürüm bir sonbahar sevişgeni
nasıl kurtulabilirse kendinden
o kadar çaresiz

iyi ki düşüyor gölgelerimize zaman
ustalıkla sayıklıyoruz ..evet bu hayat..
hayat.
Hayat olmalı.

Moon




Biraz önce vazgeçtim karanlığından
telaşıma vahşi bir mavi örtünürken,
tahta bir anahtarla geldi Ramses
açtı Ay'ın kapılarını
Çöl sustu


yanyana duran iki ses
iki ayrı An
orda kayboldu.