rss
email
twitter
facebook

9/18/2009

Sıcak bir konyak ve Israrsız gece




Küflü bir sandık hissi yerleşti şakaklarıma sanki. Kim bana bakacak olsa ağır bir kasvetle uzaklaşıyor benden.

Klever’i yeniden keşfettim .Bugüne ait tek söyleyeceğim bu. İyi bir müzik ılık bir konyak gibisi yok. Perdeler yarı açıkken ucundan yakalayabildiğim alacakaranlıkta gökyüzü dediğimiz naneyi izledim bir de. Ne geldiyse başımıza buna olan düşkünlüğümüzden geldi . Kendi acizliğimizden bozma onlarca tanrının yuvası. Benim için sadece yeryüzünün alternatifi. Hani öyle romantik havamda yok bu konuda. Ama kendime ve çevreme baktığımda içime dolan öfke ona baktığımda sakinleşiyor. Yüzyılların getirisi bir dürtüyü yok sayacak değilim tabii.

Joel Peter Witkin. Değişik bir ruh hali. Şunda bunda derin kaygılar ve tiksintiler oluşturabilir ama kendisi sanatını kendi bencilsizliğine giden bir yolculuk olarak tanımlamakta. İlginçtir dedim ve fotoğraflarına baktım. Kendi bencilsizliğimize gidebilecek herhangi bir yol olduğunu sanmıyorum. “ben” öznesini kullandığımız sürece bu böyle devam edecek ha “biz” daha tehlikeli bir açılımdır aslına bakarsanız. Daha çok yalan ve birikmişlik gerekir buna varabilmek için. Üstelik çokyüzlüdür. Kendi yoksunluklarıyla başa çıkamayan biri için “ biz” daha güvenli bir konumdur. Bir nevi saklanma alanı sunar sana. Yığınların içinde öylece dikilip onlardan farklıymış gibi davranabilme özgürlüğü gibi yeni saçmalıklar üretip inanırsın. Ya da başkalarını farklı adlandırıp tepkime beklersin. İki yolda seni ne herkesle aynı yapacaktır ne de herkesten farklı. Bu farklı –aynı kaygılarından kurtulduğunda anlayacaksın ki “ben” seni bekliyor hem de içinde binbir bizle.

Ben ve biz içimizdeki her olguyla birlikte konyak içmekteyiz bu gece. Aşklara, iklimlere maruz bırakılmışlık var. Sinsilik var her köşemizde. Israrcı bir şeyler olsun istiyorum. Biliyorum ki özlerimiz durmadan felaket salgılar ve hepimiz bu kokuyu severiz. Israrcılık kendini burada göstermekte. Boş şişelerden bacak aralarına ,oradan sokaklara, sokaklardan nehirlere, nehirlerden yatağına, yatağından gözünü diktiğin tavana kadar ölüsün. Üst yokluk. Mega karmaşa.

Nedir bu kadar çok zorlayan seni
Seni bu kadar basit kılan sebeple aynısı.
Tercih.

9/15/2009

Sapma

Her şey bizim düşündüğümüzden daha karmaşık.
Mutluluğu da yıkımı da içinin derinliklerinde saklayan
Çamurdan yoğrulmuş kukla
Islak ve kaygan zemin.
Işıkla gölge.


Başımızın üstünde dönen bir dünya mı var yoksa onun döndüğünü düşleyen büyük bir kitle rüyasında mıyız? Ve neden dönmek zorundayız.


İnsan hem buyurucu hem boyun eğicidir. Bu da bizleri kendi söylediğimiz, anlamlandırmak istediğimiz her şeyin karşısında durmak zorunda bırakır aynı zamanda. Gerçeklerimiz yoktur. Alışkanlıklar üzerine kurduğumuz bir yaşamın gel-git lerinden bazen ipin dışarısına sarkmış ayaklarımızdan hissettiğimiz bir “başkası “ olabilme ihtimalleri üzerine yürüdüğümüz , dönüp dolaşıp en sevdiğimiz alışkanlığımızın merkezine çöreklendiğimiz bir kaostur hayat dediğimiz.


Yaşamın kendi ince kirliliği damarlarımdan sinsice süzüldüğünden beridir doğru düzgün konuştuğumu söyleyemem. Geceleri uyuyamıyorum. Gündüzleri uyanamıyorum. Bir çalar saatim yok. Gitmek zorunda olduğum bir yer , orada kalmam konusunda ısrar edecek insanlar yok. Bir haftadır kahvem de yoktu. Kapımı çalan da olmadı. Yaşadığımı iddia edecek kadar cüretkar mıyım bilmiyorum. En basit önergeyle kendimi iliştirdiğim etiketlediğim bütün nesnelerle varlığımı onaylıyorum. Güdüsel olarak kendimi ayrıştırdığım bir zamanda bile kendime hiç yakınlaşmamış olmak beni yaralamadı. Aslında garip bir şekilde bundan haz aldığımı bile söyleyebilirim. Sanki büyük bir anlam ağırlığından kurtulmuş gibi.


Kendine has bir yalnızlığı yaratmasını öğrenmek zaman alır. Kendini kandırdığın evrelerin birinde yanlışlıkla da olsa gerçek yüzüne çarpman gerek en önemlisi. Ben bu lafı çok seviyorum “ işte buradayız” her saniye değişmesini dört gözle bekleyip sonunda nerede olduğumu anlatamayacak duruma sürüklenmek işte bu benim gerçeğim olmalı. Milyonlarca yıldızın tepeden sana baktığı gibi milyonların içinden senin onlara bakman gibi.


Nokta.