rss
email
twitter
facebook

12/17/2009

Mono No Aware

Neden konuşmuyorsun Arnlin?
Biz sevgili değiliz çek ellerini.
Saçlarını başa al.
Eteğinin altında saklıyorsun onu biliyorum.
Edepsizliği mi?
Hayır o tırnaklarında.
Ben seni diyorum.

Bulutun tam yamacında, çamur kokulu bir çocuktun sen de.
sırtına baktım ve yüzünü çizdim
aynalara damlatarak şakaklarımı.

Diz boyunu geçmeyen bir suyla oyalanmayı seviyorsun. Şehvet dediğin şey bir akrebin intihar şekli. Yüzünün anlık kasılması, ona baktığımda hissedemediğim coşku, yastığına akıttığım yarı ağlamaklı kadın özüm, dudaklarıma sıkıştırıp kasıklarından seken bir söz dizilimi “seni seviyorum”.

İçimi acıtıyorsun. Gerçekten acıtıyorsun.

Suyun darbesi olmaz diyorsun akarken üstüme. Gittikçe doluyorsun kendini gözlerime, gözlerimden ellerime,ellerimden dilime, kar tanelerinin her defasında cama istemsizce yapışıp oradan süzülmeleri gibi. Kısa sürede sökülüyorsun karnıma çizdiğin şekillerden. Yana yatmış bir gemi enkazı gibisin sonunda yatağın kıyısında. Benim üstüme daha çok kar yağmaya başlıyor. Ayak parmaklarımdan boynuma uzanan binlerce kar gölgesi içimin derinliklerine uzanan binlerce tünel kazıyorlar. Hangisinde olduğumuzu hatırlamak bile istemiyorum , kirpiklerimden dökülen elma şekerleri tek tek saplanırken aşkı gümüşlediğim diri bir uçuğa. Uyuyorsun. Hiç uyanmamanı diliyorum ..

Uzağıma düşüyor bu sefer denizlerin uğultusu, ahenkli bir el hasreti sarıyor kalbimi. Kendini yaşatmakla öldüren bir hayatta olduğumu düşünüyorum.

Bileklerimi uzatıyorum size. Damarları kuzeye dolanır, tutmayın sakın.
Karıncaların kan akışı kadar aslanların büyük savaşı şimdi.
Ay da sizden güneşte sizden yanadır.
Sisli bir rıhtım karanlığı ayırın siz yine de
Gölgelerimin ışıkları olsun istemiyorum artık.
Kapılarımın renksiz çiçekleri.

Kusmuk kokusu sonunda bastırıyor bütün korkumuzu. Pencerelerden, avlulardan, evlerinden, sokaklarından ,adalarından tökezleyerek kaçışıyor bütün kahramanlık öyküleri.
Gözlerinizden biri gittikçe daha çok kısılıyor..

Ufuk çizgisini kaybediyorsunuz.

Aslanların melek kanatlarına tokadı
Bozarken bütün denklemlerinizi.

12/11/2009

Varolmanın Dayanılmaz Kadınlığı




Nehirlerden ,denizlere oradan okyanuslara uzanan sihirli bir sözcük düşürmüş küpün içine adam. Ve ağzını sımsıkı kapamış. Onu koyacağı gizli bir yer arıyormuş gözleri. Ayın yeryüzüne indiği bir akşam onu alelade bir deniz kabuğunun içine yerleştirmiş. Unutmaya ant içmiş. Unutmuş..

1970’ lerden sonra post modernizm feminizm içine girmeye de başladı. Manifestolar yazıldı bir takım isimler bir araya geldi vs vs. Artık sadece freudyen bakış açısının getirdiği şekliyle kadının cinsel kimliğini tanımlamak yerine Lacan’in bilinçaltı dil söylemleriyle de birleşti. Sonuç olarak kadının cinselliğinin tıpkı erkeğinde olabileceği üzere toplumsal,kültürel baskılar ve deneyimlemeler sonucu oluştuğuna dayanan yeni bir söylemle yerini aldı.
Freud’un sürekli kullandığı kadını betimleyen imgeler zaman içinde ,kültürel ve toplumsal gerçeklik içinde değişmeye çeşitlilik göstermeye başlayınca “kadın kimliği” dediğimiz şey bu cılız kavramların içinde kayboldu. Kadın anatomik olarak bir gerçekliktir. Bunun üzerine giydiklerimizin çoğu yaptırımların oluşturduğu kısmı bir diğeri de kendi tercihlerimizden oluşturduğumuz kısmıdır. Bu hususa dikkat edelim çünkü artık neyin gerçekten kendi irademizle seçtiğimiz bir unsur olduğunu anlayamayacak hale geldiğimizi düşünüyorum. Post modernist söylemlerin “bir kadının kendisini cinsel olarak metalaştırma tercihinin bir güçlenme eylemini temsil edebileceğini ve böyle bir tercihin kesin olarak olumsuz biçimde değerlendirilemeyeceği gerçeği” gibi yeni çağ sapkınlığı olarak nitelendireceğim bir duruma gelmiş olması elbette üzücüdür.

Şimdi Türkiye’deki durum biraz daha farklıdır, yaşadığımız toprakların etkisiyle bu tip haykırmaların sadece şehir kültürü almış kadınlarda ortaya çıkması normal peki ya kalan milyonlar. Oysa hepimiz burada bunun örneklerini temsil eden kadınların varlığıyla bir genellemeye varıyoruz ki bu çok yanlış. Çünkü yüzeyin hemen gerisinde durumun daha da vahim olduğunu düşünmekteyim. Hepimizin aşağı yukarı kadının cinsel kimliğini ilk rounda ortaya koymasını özgürleşmiş bir hareket olarak algılamaya programlanmış gibiyiz. Bunu destekleyecek bütün nesnel gerçekliği sağlayan sistemi yadsımamakta olmaz. Görsel işitsel medyasıyla, reklamı, filmi pazarlama mantığıyla her şeyin içine ziplediği kadın modelleri ana hedef erkek kimliği üzerinde bir virüs yaratmaktadır. Bu virüse bağımlılık gösteren erkek türleri sistemin çarklarında kusursuz ve itaatkar bir biçimde hizmetine devam etmektedir. Aslında ortada kadın-erkek karşıtlığı gibi bir durumun olmaması gerektiğini defalarca söylesek bile hepimizin eylemleri bir o kadar bizleri yatak dışında kalan her kısımda ayrıştırmaya devam ediyor bu haliyle. Kadını anlamaya çalışan adamlar ve kendini adamlara anlatmaya çalışan kadınlarla dolu çok sesli bir saçmalığa dönüşüyor durum.

Kadının cinselliğini erkek merkezli oluşumdan çıkarması, kendi nesnelliğini (vaginal keşif) ile kutsamaya başladığı bir dönemde olduğumuz malum. Aynı şekilde erkeğinde kadını bu yönüyle algılamaya başlaması, kadını sadece tatmin olan olamayan ,kendisini de tatmin sağlayıcı olarak tanımlaması ve içine ne kadar aşk,sevgi bir çok değer yargısı koymaya çalışsa da yatakta uzanan 2 çıplak vahşi bedenden fazla olamadıkları duygusuyla yalnızlaştırılmıştır.

Feminist söylemlerin erkeği bu noktada neden rahatsız ettiğini anlamak kolay sanırım Özgür ifade tanımını kadının cinselliğini kolayca dile getirebilmesi dışında hiçbir alanda istemeyen öyle olduğunda “hadi hesabı öde o zaman” şeklinde sanki gezici bir birlik varmış hey sen feminist olmuşsun al sana kızım 10 bin dolar artık hesaplarını kendin öde diyen gizli bir örgüt tarafından sahiplenmişiz gibi anormal beklentiler içine girdikleri traji-komik bir hal almıştır. Kadının sistemin en büyük aracı halinden çıkacak olması hepimizi daha özgün ve anlaşılır bir duruma getirecek oysa. Feminizm bence bugün kendini yitirmekle yeniden doğacağı bir sürece kitlenmiştir. Artık post modernist söylemlerin bu yüzyılda insan üzerinde kan kaybediyor oluşu her geçen gün bunu örseleyecek yeni akımların çıkıyor oluşuna bakarsak üzerinden hışımla geçtiğimiz karanlık çağın bile geri gelmesi muhtemel gözüküyor bana.


Milyonlarca yıl sonra kıyıya vuran o deniz kabuğu başka bir adamın eline geçmiş.
Yavaşça kapak açılmış.

Beyaz bir inci haykırmış.
“Ben kadının.”