rss
email
twitter
facebook

5/30/2010

1980 Yanaklarımıza çizilmiş yarım Şahmeran


1980’ ler dediğimiz de hepimiz ilk önce şarkıları , filmleri hayatımıza girmiş dizi karakterleri, çizgi filmleriyle hatırlarız. Her ne kadar benim yaşıma denk kişilerin özlemle ve neşeyle hatırladıkları o zamanlar hem ülkemiz hem de dünya açısından o kadar pembe geçmemişti oysa.

Ama tüm bu kaosun bizi ilgilendirmediği zamanlardı.Pamuk helvalar pembeydi, Şirinler maviydi, Gargamel hep kötüydü. He-man her zaman yardıma hazırdı .

Diğer yandan Anne babalarımızın, ağabeylerimizin ablalarımızın sesleri kısılmış, sanki bir gün içinde hayalini kurdukları Atlantis suyun dibini boylamıştı. 80 darbesinden sonra Türkiye’nin tek dinamiği olan Tv hayatlarımızın içine yerleşmiş, onunla yatar onunla kalkar, sadece ondan bahseder olmuştuk.
Bu durum sokaklarda istenmeyen bir güruhu kilit altında tutmaya yetecekti elbette.

Batı’nın refaha yönelik atılımlarının en yoğun olduğu bu dönem, yeni endüstriler çağı olarak adını tarih sayfalarına yazdırıyordu. Abd ‘de Ronald Regan’ın seçilmesiyle tek düşman olarak görülen komünizm ve onun temsili ülkelere karşı birlikler kurulmaya neo liberalizmin sınırlarını zorlamaya başladıkları yıllardı. Yine Orta doğuda radikal İslamcıların bu dönem kendini göstermesi, doğu blok ülkelerinin çatırdamaya başlayan seslerine denk düşmekteydi.
70 ‘lerin düşüncüler, yeni fikirler, her alanda devrim çağı kapanmış yerine bol ışıklı, janjanlı herkesi büyüleyecek kapasiteye sahip , ne olduğunu bilmediğimiz ama içine sürüklendiğimiz bir balon çağına giriyorduk.

Yeni çağ politikaları kendi popüler kültürlerini yaratmaya ve kendi basın-medyasını dünya çapında bir güç haline sokmaya başlamıştı. Türkiye’den baktığımızda Fransız şarkılar pikaplar atılıp yerine kasetleri ve çikolata renkli şarkıcıları dinlediğimiz, mtv den aşırtma klipleri defalarca trt de izlediğimiz bir zamana düşüyorduk. Elbette sadece ülkemizi etkisi altına alan bir durum değildi kendisi. Tüm dünya artık Michael Jackson’ı tanıyor Mtv’den bahsediyordu. Üstelik bu naylon kültürü giymeye yaşamaya ve konuşmaya çalışıyorduk.

Dünyadan ve bizden bir kaç örnek.







Ümit Besen’in katkıları su götürmez.



Bu sadece buz dağının küçük bir parçasıydı. Bazıları diyecektir elbet daha önce de etkilenmedik mi dünyada olup bitenden Evet ama bu sefer matematiği önceden hazırlanmış bir şeyle karşı karşıyaydık. Artık kapitalizm globalleşmeye kendi popüler kültürünü dayatmaya, ne söylerse onu tüketmeye çağırıyordu insanları. Çünkü dünya ülkeleri birbirinden en çok bu yolla etkilendiği su götürmez bir gerçekti. Yine bu dönem Amerika ‘da yükselen uyuşturucu karşıtı mücadele ,kampanyalar , bunun üzerine kurulan sivil toplum örgütlerinin desteklenmesi yine aynı zamanda karşıt olunanı popüler hale getirmeye, var olduğu alanı genişletmeye daha büyük kitleleri hedef haline getirmeye başlıyordu. 70’leri öldürmeyen uyuşturucular değişiyor,işleniyor, sentetikleşiyor underground bir biçimde tekelleşiyordu.

Buz dağının görünmeyen bu yüzü 80’lerin bitimiyle kendini gösterecek uyuşturucu ölümleri ve adını yeni duyuracak hastalıkları beraberinde getirecekti.

Bizim için oldukça renkli görünen bu yıllar aslında tüm dünyanın es geçtiği bana göre felaketler zincirlerinin başladığı bir dönemi işaret eder.

Sovyet- Afganistan savaşı
İran –Irak savaşı (kimyasal silahları gündeme getirdi)
Gandi’nin ölümü
İsrail-filistin –Lübnan
Çernobil kazası
Exxon Valdez Kazası
Polonya ve Macarista’nın ciddi ekonomik çöküntü sonrası yarattığı karışıklık Sovyet bloğunun parçalanması gibi aslında Dünya’nın çok ciddi süreçlerden geçtiği ama o şişirilen balonda hepimizin uykulara daldığı ve bir gün prenses ya da rock yıldızı olacağımız inancıyla günleri ertelediğimiz bir zamanı yaşıyorduk.


Şimdi kendi çocukluğuma ve geçen zamana baktığımda anlıyorum ki hiçbir zaman bir prenses olamayacağım ve mavi rengi sadece şirinler yüzünden seveceğim.

Artık müziği kapatmanın ve uyanmanın vaktiydi.


5/29/2010

Mimoza II.

Ateşe hükmetmeyi öğrenir insan sonra
sudan çıkabilirse eğer.
Ben seni boğduğumu ilk kez o zaman anladım
mavi bir mimozayla
Çivilerken bütün çelimsiz karidesleri kayalara
Bileklerini emiyordu vatozlar
Aşktı bu ağıl ağıl
Dirim dirim iplik
Buz kırıklarına abanan yıldızlar
Üstümde ölürken
Vicdanı yoktu suyun

O yüzden Kan hiç çıkmadı ağzımızdan
O sözler hiç söylenmedi.

Mimoza Günlükleri I

“Masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını fark edemiyorum.” Ölümle rüya arasında: “Dün gece rüyamda biri beni öldürdü.” … “ölüm de bir rüya değil mi”.


Bir anı düşlemek onu sonsuz kılmanın tek yoluydu. Neydi seni bu kadar uzağa koyan bilmiyorum.Neydi beni bu kadar düşleten. Sanki tüm hayatımız kötünün tanımlanması üzerine kuruluydu. Kan tükürüyorduk sevgilerimize. Sırtına konuçlanmış bir kış böceği, ya da omuriliğinde saf bir acid lekesi gibiydim.Acıttıkça daha çok seviyordun. Ne çok kan vardı suyumuzda.
Ne çok açlık.
Ne çok drama.
Bıraksak hüzün düzecekti safkan götlerimizi.

5/06/2010

Denizlere

Bakma burada olduğuma
Göğüm dolanır kuzeye
Işıklar azalırken bu kıtada
Denizler yağarken
Denizler ölürken ipliklere

Yürümeyi unutur ayaklarım...

Kehanetine bir daha bakar ademoğlu
Sandal ağaçlarından süzülür kan
Oluk oluk
Gelip oturur ninelerin gözlerine..
lal olur bütün çocuklar


Ölüm koştuğumuz her yere iner

Zamansız bir bahçe kurarken
Kolumuzdaki vişne çürüklerine.