rss
email
twitter
facebook

12/09/2010

Küller sana.



Tüy ateşe
Ateş kana
Kan kemiğe
Kemik iliğe
İlik küllere
Küller kar'a…


Bu gece sustum aynalara.siyahsız bir geceydi. Avucunun içinde yaşayan bir kadın olduğuma inan yine de sen. Hayallerimi çizdim ve gittim.

Illuminate My heart




Bütün gece duydum onları. Duvarların içindeler. Kocaman farelerden bahsediyorum, kemiriyorlar. Hiç durmadan hareket ediyorlar. Fısıldıyorlar. Derinlikten bahsediyorlar.


Güneşi kapatan aykırı ağaçlar yetişince kafa derilerimizden
Bir karış aşağısı karanlık oldu.

Derinlik.
Küçük kızların cep telefonlarını süsleyen pembe bir kondom

Yıllardır bu büyük bahçede kayıp bir göz arıyorum. En son ağladığımda düşürmüştüm.
Hatırlamıyorum zamanı neydi. Kimdim. Hanginizdim.

Bir kedinin peşinden ilerliyorduk ağır ağır. Buz torbalarına doldurmuştuk acılarımızı. Nietzsche ‘nin omzundaki bir yaradan her saat başı hayat fışkırıyordu. Yaşam doluyorduk. Güçlüydük. Ölümsüzdük. Kıçlarımızdan sarkan intihar çiçekleri ,ağzımızda eski saksılar kadar Asil.

Kayıp bir göz arıyordum. Hatırlamıyorum.



Deniz kabuklarının arasına sıkıştırıldım sonra , kıpırdayamıyordum olduğum şeyden. Her defasında yeni bir kokuyla çığlımı bastırıyordunuz.


Duyuyorum onları duvarın içindeler. Fısıldıyorlar..


5 gün karanlık ve dalga sesleriyle uyandığın o kasaba. Bir gün başkasını koyduğunda bu deliğe kim olduğunu anlayacaksın diyen o ses.
Ah Güzel kalan hiçbir yara yok lale!
Her yerim acıyor işte
Kızıl taylar, pembe bacaklı deniz kızları
Hepsini yuvarladım aşağı.


Duvardaki fısıldıyor;

“Söyleyecek başka bir şeyim yok artık.
Unutmak istemiyordum oysa.
Güzel kalan yaralar da vardır çünkü...
Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır.
Hiç unutmayan kadınlar vardır... limon kokulu...
herşeye rağmen... yağmur kalan kadınlar vardır...” L.M

Kenevir

O kadar çok bizle doluydu ki bu dünya. Mutsuzluğumuzu nereye koymamız gerektiğini bulamıyoruz.

Bohemyada bir okyanus
Endülüste bir köpek
Casablanca da aşık

Beyazların içinde hep trajediyiz.


bir şarkı en büyük araç oluyor bazen kafayı bulmaya yakınken. Hep ıssız hallerdeyiz, yalnız bırakılmış, korunmasız aynı zamanda dibe vurmuş bir kahramanlık gösterecek kadar budala, yan yana sıkış sıkış şişelenmiş acı turşuları gibiyiz.
Hepimizin apış arası acıyor. Kalplerimizde hep imkansızı oynayan yıldızlardan yeni düşmüş melek iskeletleri.

Kötüyü tanımladın ve şimdi bir adım ilerdesin. İyisin.
İnanmadığın her şeyi bir başkasında arayacak ve bulamayınca öfkeleneceksin.Sonra o öfkeni yüceleştirecek sanki akıl çağına yeni bir ruh katabileceğini sanacak kadar küstah olacaksın.
Benim acılarım var diyeceksin. Düşlediklerim.
Açlığın büyüyecek.
Kendini ne kadar tahrip edersen doğruya o kadar yakın olduğunu düşüneceksin. Ama her zaman daha fazlasını bekleyenler olacak. Dönüp dolaşıp en temel sorunlara ulaşınca acılarının değil acılarınla nasıl yaşaman gerektiğinin önemli olduğunu farkına varacaksın.
Düşlerini unutacak ve başkalarının düşlerinde olmayı dileyeceksin.



Bir toz bulutunun içine düşmek gibi hafifçe, gözlerinin senin içinde olmayacağın bir yolculuğa kapanacak.

Kenevir ağaçlarının gölgesi dağılırken saçlarına
Kendini her sabah inandırdığın o öykünün içinde
Bir başkası olduğuna inanmak gibi.