rss
email
twitter
facebook

11/24/2009

Yolculuk

“tüm varlıklar sizin onları seyredişinizden ibarettir”

“gerçeklik insanın şu ya da bu şekilde içinde bir bitki gibi yaşayacağı bir zindandır.”
Bu sözü çok doğru bulurum. Belki de bu yüzden hepimizin birbirimizi iteleyerek kaçındığı her şeyi masala dönüştürme ve sonrasında yaratılarımızı kabullenme aşamasında zorluk çekmediğimiz bir duruma sürükleniyoruz. Her şey şiirsel bir gerçeklikle anlam bulmaya başlıyor. Hani son zamanlarda herkesin ucundan tutup eleştirdiği “şiirimsi” haller bunun güzel bir örneği. Ben de şiir sevenlerdenim üstelik onu simgesel bir dille kullanmasını az çok becerebildiğimi düşünüyorum. Burada bir sorun yok. Ama merkezine koyduğumuz bu masalsı, şiirsel anlatımın bir süre sonra tek zemine dönüşmesi gerçekten sinir bozucu. Traji-komik anlatımlar ve onun peşinde durumu daha da vahimleştiren yorumları okudukça, bu pembeleştirip içine her şeyi adeta buruşturup tıkıp, yapay bir karmaşa yaratmaktansa kaçındığımız bu “gerçeklik” zindanında bitki olası geliyor insanın.

Malum bu şiirsel anlatımın en büyük konularından biridir. “Aşk”
İçsel deneyimlerimizin dışavurumu.Gerçeklik hissini elimizden alan, bizi ruhsal bir dönüşüme itip egomuzu parçalatana kadar ileri giden kısa bir delirium aşaması. Kişilerin “ne” olduklarından çok bizim onları “nereye” koyduğumuza göre değişiklik gösteren oysa o boşluğa sadece kendimizi yerleştirdiğimiz ve avazımız çıktığı kadar yalnızları oynadığımız düşük bütçeli bir oyundur bana göre ve çok satar.

Bir yerde diyordu ki ;Normal hayatlarımızın göstergelerine bakıldığında kadın ve erkeğin iki ayrı fantezi dünyası üzerinde hayallendiğini görürüz. Yaşam bu fantezilerin uzlaşmazlığından doğan bir gerilim hattı gibidir ve bu gerilimi en derinden hissettiğimiz an Aşk’tır.
Bir nevi çıkmazların verdiği boşlukları doldurma ihtiyacı , ruhun zıttına duyduğu özlem. Oysa hepimiz eminim alışık olduğumuz biçimiyle aynı görsel, işitsel paydada ortaklık olarak algıladığımız bu durumun aslında tam zıt bir şekilde geliştiğine inanmak istemeyiz. İnsan olamadıklarının esiridir. Ertesidir. Yokluğuna övgüdür.

Insan’ın Tanrısına
Adem’in Havva’sına
Kafka’nın Milena'sına
Rimbaud’un Verlaine’e
Abelard’ın Heloise’ine
Ayşe’nin Ali’ye
Ali’nin Ayşe’sine

Kendisini araladığı uzun bir yolculuktur.

Ne diyordum. “Her şey sizin onları seyredişinizden ibarettir.”

11/12/2009

Doğunun İpekleri Çamura Bulanınca

Essay concerning human understanding

Sizde ki masumluk benim ismetimim,benim korumamın aksindedir buyurdu gökler. Yağmurun altında hareketsiz kalmış insan yığını boyun eğdi. Çamura buladı gözlerini.


20 yy insanı olmak zor iş. Daha çok özel alan vaadiyle daha çok müdahale, birbirini besleyen bu canavarların ortasında çemberin gittikçe daraldığı bir yerde kendinize yaşam alanı kotarmaya çalışıyorsunuz. Sabahları ve geceleri teslim olduğunuz sinir bozucu bir sessizlik hakim göğsümüzde. Bilişim çağında milyon göz kırpması sekmesiyle göbek kordonlarınızdan internete bağlandığınız bir dünya. (Existenz, Cro) Ah yeni yüzyıl insanı , başkalarıyla olan savaşından vazgeçip tetiği kendine doğrulttuğu bir zamanda buldu kendisini. Herkesin bir başkası olma isteği öyle ağır bastı ki kendi içinde dipsiz bir Babili yeniden inşa etti. Yanaklarımıza daha çok yara sürelim, dağılalım asma bahçelerine. “Farkındalık” yeni virüs F1D1 , gökyüzüne yeni Nuh istiyoruz, yeryüzüne hala kötülük besliyoruz. Biz burayı hiç sevmedik. Kurtarılmayı bekleyen son kaya insanları . Ahlaklarımızı duvara resimleyip , naneli şekerler bastırıyoruz kokumuza.

Nouveaux essais sur l'entendement humain

Doğunun toz bolutu dev bir aynaya dönüştü batıda. Sarı kafa beyaz tenini keşfetti, uyandırdı kozasını kendi eliyle taşıdı metaformozunu. Doğunun kulakları büyüdü Milassız. İpince bir iğrenin ucuna itildi insanlık ve tembihlendi “ Aşağıya bakma korkup düşersin, Yukarıya hiç aldanma yine düşersin” İki aynı seçenek varsa dedi insan , bir anlamım da yok burada bulunmamın. O yağmurun altında gözlerini çamura bulayan insan şimdi katranla dağlıyordu bütün yüzünü. Unutmayı sevmeye başlıyorduk, tekerrürü seviyorduk. Birileri öldükçe yenilerini öldürmek için daha çok “UNUT” besliyorduk. İnsanın öznelliği ağaçta sallanan armut kadar bile gerçeklik taşımıyordu artık. “Kayıplık” yeni virüs K1Y1.Gökyüzüne yeni renk istiyoruz, yeryüzünü artık unuttuk. Biz burayı sevmiyoruz. Kurtarılmayı beklemiyoruz.