
Bir parça nefes , bol şüphe ve ıssızlığın kendini kaybettiği bir sokakta.
Kalplerin işlevini yitirdiği bir yüzyıla yelken açarken, çok kötü yazılmış bir öykünün en masumane karakteri ! Dizlerimin üstüne yapışmış bir tutam korku ile oyalıyorum sahnemi.
Herkesin en iyiyi hak ettiği o şüphe götürmez post modernist yaklaşımların içinde kendimi neredeyse bir şey zannedecektim. Elleriyle gözleriyle top yekün kıytırık sözleriyle beni desteklemeye hazır bir kitle vardı peşimde. “Sen bundan daha iyisini hak ediyorsun.” “Aslında olman gereken yerin çok uzağındasın”
Öyle değil mi. Her zaman daha iyisini düşlemene sonsuz izin veren ama pratikte sana en dibini gösteren bir sistemle yaşıyorsun. Bak her şey senin için tüm bu kahramanlar, ışıklı odalar, parıltısında gözlerinin kamaşacağı bütün güzellikleri sunuyorum sana… 3…2…1
Gözlerini aç şimdi.
Neredeyiz?
Bir cevap bulamadım henüz.
Hiç bulamayacağın bir yerdesin çünkü.
Toplayın bu kirli yalnızlığınızı yanaklarımdan. Kesiklere değiyorsunuz çünkü . Gök ağırlaşırken herkes kendini çizer ,kendini okur karanlıkta. Boşuna katil aramayın küstahlığınıza. Dengesi yitik bir dünyanın ritmik olmaya çalışan canlıları. Bacaklarınız hep kayıptı.
Ben sıkıldım artık bu anlam yüklemeye çalıştığım ve her seferinde onu başka bir anlamsızlığa terk ettiğim durumdan. Bütün odalar aynı avluya açılıyor sonunda. Bir kaç tutam orospu içlenmesi , pezeveng kini ,çingene masumiyeti. Acılarımızı kutsadığımız aptal bir durum bu.
“Hiçbir aklın hiçbir eleştirisi insanı dogmatik uykusundan uyandırmayacaktır.”
Beni hala yaşatan tek şeyin “ şüphelerim” olduğunu anladığımda yanılmaya ne kadar hevesli olduğumu gördüm.
Gökyüzü burada kırıldı.